27 Şubat 2017 Pazartesi

Benim Günüm Fidanım Meşe Palamudu

28 ŞUBAT!
Gece 23:00
Ve bir ses...
 Ve bir nefes...
Var olmak...
Tercihin yok...
Herkes gibi...
Hayat başlar...
Küçücük bir tomurcukken ve yıllar tüm hızıyla sürerken...
Seyrediyorum...
Gönlüm, içim, dışım bu bahçe gibi... Renk renk ve coşkulu... Her yeni yaş yeni bir armağan. 
Hayallerim, isteklerim, umutlarım henüz açmamış; ama açacak olan tomurcuklar gibi...
Doğa ve yeşil kendimi bulduğum, ruhumun gönlümün dinlendiği yer...
Şimdi sizlerle bir hikaye paylaşmak istiyorum ve sizden ricam hikayeyi sonuna kadar okumanız.
Hikaye kaynak:
"Sonbaharın son günleri olmasına rağmen hava o gün çok güzelmiş. Güneşin ışıkları soğuk havayı biraz olsun yumuşatıyormuş. Belki iklim koşullarının düzensizliğinden, etrafta ne bir hayvan ne de bir ağaç varmış. Yerlerde birkaç sararmış ot dışında hiçbir canlı kalmamış. Otun bulunmadığı yerlerde toprak da yok olmuş ve kayalar ortaya çıkmış. Bu nedenle bütün canlılar birer birer bozkırı terk ediyorlarmış.

   Bozkırın sessizliğini artık yalnızca bir çoban ve sürüsü bozuyormuş. Tabii, çobanın ardındaki beş keçiye sürü denilirse. Oysa on yıl önce çobanın köyünde her biri en az yüz keçiden oluşan tam dokuz tane sürü varmış. Otlar azaldıkça sürülerdeki keçi sayısı da azalmış. Sonunda köyde çobanın sürüsündeki beş keçiden başka keçi kalmamış.

   Keçileri kalmadığı için süt, peynir, yün üretmeyen köylüler geçinemez olmuşlar. Çoğu evlerini bırakıp kente göçmüşler. Köyde kalanlarsa hayatlarını kentteki yakınlarının yolladığı çok az para ile zar zor sürdürmekteymişler.

   Köyün yakınlarında bir tek ağaç varmış. Bu yaşlı bir meşe ağacıymış. Çoban, her öğlen sürüsünü bu yaşlı meşe ağacının altında toplarmış. Bu öğlen de yine öyle yapmış. Çıkınını açarak yemeğini yemiş. Karnını doyurunca meşe ağacının altı, çobana pek tatlı gelmiş. Gözlerini kapatmış ve derin bir uykuya dalmış.

   Çoban uykusunda aniden irkilmiş. Çünkü rüyasında tok sesli birisi kendisine seslenmekteymiş: "Hemşerim, hey sana diyorum. Beni dinle." Çoban şaşırıp, çevresine bakınmış. Ama çevresinde yaşlı meşe ağacından başka kimse yokmuş. Meşe Ağacı, "Hemşerim" demiş, "Şaşkın şaşkın bakınma. Konuşan benim. Ben, Meşe Ağacı. Sana söyleyeceklerim var." Çoban, Meşe Ağacı'nın konuşmasından korkmuş. "Konuşmak için bula bula beni mi buldun? Sen bir ağaçsın, nasıl konuşabiliyorsun?" diye sormuş. Meşe Ağacı: "Korkma sana söyleyeceklerim var. Beni dinlemeni istiyorum."

   Çoban, "Peki anlat. Seni dinliyorum." "Ben senden, babandan ve dedenden bile daha yaşlıyım. Belki iki yüz yaşındayım. Büyüklerimin anlattıklarına göre, beni insanoğlu dikmemiş. Toprağa düşen bir palamuttan kendiliğinden filizlenmişim. Fidanlık dönemim çok mutlu geçti. O zamanlar sizin köyünüz yoktu. Her tarafta yüzlerce çeşitten, milyonlarca ağaç vardı. Birbirimizle kavga etmeden mutlu bir şekilde yaşıyorduk. Her tarafta bin bir çeşit çiçek açar, çevremizde geyikler, ceylanlar, dallarımızda sincaplar koşardı.

   Dallarımızda rengarenk kuşlar yuva yapar ve cıvıldaşırdı. Ara sıra insanoğlu gelip dallarımızı kesip yakardı ama, yaralarımızı çabucak kapatır, tekrar eski neşemize kavuşurduk."

   Çoban "Peki, sonra ne oldu?" diye sorunca Yaşlı meşe anlatmaya devam etmiş: "Gün geçtikçe insan sayısı arttı. Her geçen gün bir önceki günü arattı. Kimi odun elde etmek, kimi tarla açmak, kimileri de orman ürünlerinin üretimini artırmak için bizleri kestiler, yaktılar. Acımadan bütün ailemi katlettiler. Milyonlarca ağaçtan bugüne bir tek ben kaldım. Ben de her yıl yanıma yaklaşan insanları görünce korkudan zangır zangır titriyordum.

   Insanlara yaptıklarının yanlışlığını anlatmak istiyordum. Ama bir türlü anlatamıyordum. Fark ederse beni de keserler diye sessizce duruyordum."

   Meşe'yi dikkatle dinleyen çoban, "Peki şimdi neden benimle konuşuyorsun?" diye sormuş. Meşe, "Ben artık yaşlandım. Yakında biriniz kesmese de öleceğim. Bunun için artık beni kesmenizden korkmuyorum. Ama sizin için çok üzülüyorum. Artık uyanın. Anadolu, toprak erozyonu ile vatanlıktan çıkıp taş yığınına dönüyor. Her gün 150.000 kamyon dolusu toprak bir daha geri dönmemek üzere denizlerin tuzlu sularına gömülüyor. Bunu engellemezseniz hepiniz aç ve açıkta kalacaksınız. Ben yalnızca sizi düşünüyorum" demiş.

   "Bu yaşlı ve yorgun halimle bile her yıl on binlerce palamut üretiyorum. Bu palamutlarla sizin köyün arazisinin otuz katı arazide ağaç yetişebilir. Ama palamutlarımın çoğu açıkta kalıp, çürüyor çimlenenleri de senin keçilerin yiyor. Köklerimle yere bağlı olmasam keçilerini kendim uzaklaştırırdım. Hem o zaman sizlerden yardım beklemeden Anadolu'nun bütün dağlarını, ovalarını, yaylarını dolaşır, palamutlarımı toprağa kendim gömerdim. Böylece bütün Anadolu'yu yeşertirdim. Ama ne yazık ki toprağa bağlıyım."

   "Siz insanoğulları ne kendinizi, ne bizleri, ne de ortak vatanımız Anadolu'yu düşünüyorsunuz. Bizleri kesseniz de, yaksanız da biz yine sizlerin en yakın dostlarınızız. Sizler bizlere çok kötülük yaptınız, ama biz size hiç kötülük yapmadık. Artık siz de şunu anlayın. Bizler yok olursak çıkacak seller, kuraklıklar, çığlar daha nice felaketler gelir başınıza. Fakirleşip hastalık ve açlıktan ölmekten kurtulamazsınız. 
 Çoban, "Ben sel istemiyorum. Çığ da, istemiyorum. Fakirleşmek de istemiyorum. Ama cahil bir çoban olarak ben ne yapabilirim?" demiş. Yaşlı Meşe, "Git bütün Anadolu'yu köy köy, şehir şehir dolaş. Sana anlattıklarımı herkese anlat. Önce kendi köyünden işe başla. Tüm insanlar çalışsın. Ormanları kesenlere engel olsunlar. Dağlara, ovalara, yaylalara hem benim palamutlarımı hem de diğer ağaçların tohumlarını diksinler. Sürekli ağaç diker ve dikilenleri korursanız on yıl içinde Anadolu yeşerir. Çölleşen topraklar önceki neşesine kavuşur. Kuşlar yine neşe ile cıvıldar, geyikler coşku ile koşar. Sular bollaşır, nehirlerden çamur akmaz. Dediğimi yapacak mısın?" demiş.

   "Evet, yapacağım." diye yanıtlamış çoban.

   Uyuyan çobanın yüzündeki gerginlik yerini mutlu bir gülümsemeye bırakmış. Alnından akan ter damlacıklarının yerini ise sevinçten süzülen göz yaşları almış. Uyandığında ulu meşe ağacına saygı ve sevgi ile uzun uzun bakmış. Sonra keçilerinin yeni filizlenmiş yavru meşeleri yediğini görmüş. Hemen keçilerini küçük meşelerden uzaklaştırarak köye dönmüş. 
 Ertesi gün önce köylülerini meydana toplamış. Bütün Köylülere meşe ağacından öğrendiklerini anlatmış. Hep birlikte yaşlı meşenin yanına gitmişler. O gün yüzlerce palamutu toprağa dikmişler. Çoban, köylülerinden ağaç dikmeye devam edecekleri sözünü aldıktan sonra köyden ayrılmış. 
Görenlerin söylediklerine göre çoban köy köy, şehir şehir bütün Türkiye'yi dolaşıyor, topladığı palamutlardan birini bile ziyan etmeden hepsini dağlara dikiyormuş. Gördüğü rüyayı da herkese anlatıyormuş. Daha şimdiden on binlerce meşe ağacı yetiştirmiş. Ama çobanın henüz gidemediği bir sürü köy olduğunu ben biliyorum. O köylere de bizim gidip ağaç dikmemiz gerekiyor. Bunu için de meşe palamudunun nasıl ekileceğini bilmeliyiz. Meşe palamudu için en uygun ekim zamanı kasım ayının sonu ve aralık ayıdır. Bu aylarda toprağa doğrudan ekim yapılabilir. Baharda ekilmek isteniyor ise, palamutlar hafif nemli kum içerisinde saklanır ve bahar geldiğinde toprağa ekilir. Ekim için, toprağa palamut büyüklüğünün iki ya da üç katı derinliğinde bir çukur açılır. Bu çukura ocak denir. Her ocağa üç adet palamut aralıklı olarak konur ve sonra ocağın üzeri toprak ile örtülür.

   Ağaç dikmek için Anadolu'nun dağlarına, ovalarına, yaylalarına gittiğinizde elinde kazmasıyla palamut diken birisini görürseniz durun ve kim olduğunu sorun. Kim bilir belki çobanla karşılaşmışsınızdır. O zaman o güzel rüyayı çobanın kendi ağzından dinleyebilirsiniz."
Hikaye...
adı üstünde hikaye belki gerçek belki hayal... Hikayede insanlığa verilmesi gereken güzel bir toplumsal mesaj işlenmiş.
İşte ben bu yıl, yeni yaşımda, kendime iki tane meşe palamudu fidanı aldım.
Birinin adını Leman, diğerinin adını Ufuk koydum. Yapraklarını sevdim. Uzun uzun seyrettim. Dileklerimi diledim.
Şimdilik balkonumda. Belirli bir süre büyüttükten sonra, evimizin bahçesine dikeceğim.
Hayatımız meşe ağacı gibi olsun.
Eğer hayat bize verilen bir armağan ise; ben de ona bir armağan bırakmak istedim.
Özel günlerinizde sevdiklerinize, kendinize, ailenize, çevrenize, yeşil hediye edin.
Şubat...
Benimsin... Benim ayımsın...
Şubat en Tatlısın, hepsinin içinde yeri en ayrı olansın...
BENİMSİN....
AİLEMSİN....


Instagram:
@leman_tatli
"TEMA ADANA ve GENÇ TEMA ADANA GÖNÜLLÜLERİNE" toplumsal biliçlenmeye yardımcı olup, destek oldukları için teşekkürlerimi sunarım.












25 Şubat 2017 Cumartesi

VEG and BONES İlikli Kemik Suyu

VegandBones ilikli kemik suyunu ilk olarak instagram @leman_tatli adresimin 24 saatlik hikaye kısmına ekleyip, paylaşmıştım.
Bunun üzerine ürün ile ilgili bir sürü sorular geldi.
Ürünü nereden alabiliriz? Lezzeti gerçekten güzel mi? Fiyatı nedir? Adana'da nerede bulabiliriz diye...
Soru soranlara yanıtım hep aynı oldu. Henüz denemedim, dener denemez yazacağımı belirttim.
Ve işte denedim. Bir tüketici olarak gözlemlerim ve fikirlerim sizlerle;
"İlikli kemik suyu Saray mutfağından günümüz modern şeflerinin mutfaklarına uzanan, tüm dünyada şifa ve lezzet kaynağı olarak tanımlanıyor ve dünyada " broth, stock, brühe, brodo, altın sıvı, superfood” gibi çoğaltabileceğimiz birçok isimle anılan çok değerli bir besin kaynağıdır. Değişik sebze ve baharatlarla tatlandırılarak içilebilen ya da yemeklere eklenerek tüketilebilen, çeşitli sosların yapımında kullanılan doğal bir şifa ve lezzet kaynağıdır."
Konuyu araştırdım. Kemik suyunun faydaları saymakla bitmiyor. Bu üründe ilgimi çeken en önemli nokta içerisinde katkı maddesinin (katkı maddesi, koruyucu, renklendirici, MSG, tuz ve şeker olmaması.) Bu konu üzerine çok vurgu yapılmış. Sağlığımız çok önemli.
Bu yüzden son zamanlarda marketten gerekmedikçe paketli gıdalar almamaya özen gösteriyorum.
Veg and Bones'u kullanarak çorba ve pilav denemesi yaptım. Başarılı oldu.
Ürünü çorbalarınıza, pilavlarınıza, makarna ve soslarınıza her türlü bakliyat, et ve sebze yemeklerinize ekleyerek sağlıklı ve lezzetli yemekler yapabilirsiniz.
Ayrıca eğer isterseniz üzerine ek olarak tuz ve limon ekleyerek sade olarak ısıtıp içebilirsiniz.
Ben kemik suyunu sade içmek yerine yemeklere karıştırmayı tercih ettim. Özellikle çorbalarınızda denemenizi öneririm.
Veg and Bones ile hazırladığımız mercimek çorbasının tarifini paylaşmak istiyorum.
MALZEMELER
2 su bardağı VEG&BONES ilikli kemik suyu
1 su bardağı kırmızı mercimek
1 yemek kaşığı tereyağı
2 yemek kaşığı un
3 su bardağı su
2 çay kaşığı tuz
HAZIRLANIŞI
Tereyağında unu pembeleşene kadar kavurun. Yıkanmış mercimekleri ,ilikli kemik suyunu ve içme suyunu ilave edip kaynayana kadar karıştırın. Tuzu ilave edip mercimekler iyice pişince, blenderdan geçirin. Ve çorbanız servise hazır.
Bu ürünü nereden alabiliriz sorunun yanıtı ise, Veg and Bones'ı çok yakın zamanda Adana'da market raflarında yerini alacak; ancak şuan için siparişlerinizi http://www.vegandbones.com/ internet adreslerinden verebilirsiniz.
Ayrıca ürünün fiyatı da bana uygun geldi. 500ml'nin fiyatı 14,90TL artı KDV dahil.
Şimdiden afiyetler olsun, şifa olsun.
Sipariş ve bilgi için:
http://www.vegandbones.com/
Instagram:
@vegandbones
@leman_tatli









19 Şubat 2017 Pazar

Neden Maske? Maske ve İnsan

Maske nedir? Tarihi nedir?
Nereden gelmiş bu olay, başka nerelerde ne amaçlı kullanılmış diye sorgulamaktan kendimi alamıyorum. Takıldım maske olayına...
Durum böyleyken, gelin detaylara türlü türlü maskenin fotoğraflarını çektiğim karelere bakarak değerlendirelim...
Maske nedir?
Maske, genel anlamıyla boyalı karton, kumaş, deri veya plastikten yapılan ve başkalarınca tanınmamak için yüze geçirilerek kullanılan yapma yüzdür.
"Maske", Fransızca'daki masqué kelimesinden Türkçeye geçmiştir.
Ayrıca, İtalyanca'daki ''maschera''ve İspanyolca'daki máscara sözcükleri de masqué ile ilişkili sözcüklerdir ve tüm bunların olası kökenleri şunlardır:
Latince'deki mascus; masca = hayalet
Arapça'daki maskara; soytarı, kostüm giymiş kişi.
Gözlemlediğim kadarı ile maske yapımında ahşap, porselen, deri ve metaller kullanılmak ile beraber maskelerin üzerleri taş, tüy, sim ve birçok süslemeler yapılarak şekillendirilebiliyor.
Aslında maskelere bakarken korkmuyor değilim...
İhtişamlı görüntülerinin altında büyük bir gizem yatıyor sanki...
Okuduğum bilgilere göre, maske kültürü çok eski zamanlardan bu yana birçok ülkede yaşayan bir kavrammış.
Dünyanın pek çok yerinde bu kültüre rastlanırken, Müslümanlıkta kullanılmayan bir kavram olarak belirtilmiş.
Bunun nedeni ise;
 "İslam dininin insan sureti yapmayı yasaklaması. Buna uymayan tek bir ülke var: Cava.Cava ve Bali’de 18. yüzyıldan beri gerçekleştirilen ve tiyatroya benzeyen maskeli oyunlar oynanıyor. Gölge oyunlarından türeyen bu oyunlar eğlenmek için olduğu kadar uğursuzluktan korunmak için de oynanıyor. 20. yüzyılda kültürlerin dışa açılmasıyla maskeler de giderek bir süs eşyası durumuna düştüler. Haiti, Hindistan, Kenya, Meksika gibi ülkelerde maskeler artık yalnızca turistler için üretiliyor neredeyse."
Genel olarak ne tip maskeler var?
Ölü maskeleri, tiyatro maskeleri, doğu maskeleri ve Afrika maskeleri...
Kültürden kültüre, inanıştan inanışa değişen bu maskeler kimileri için gizlenme, kimileri için de içinde sihirli bir ruh barından bir kavram olarak tanımlanır...
Fotoğrafta görmüş olduğunuz Tiyatro simgesi olan Tiyatro maskesi...
Tiyatro maskesini biri gülen, diğeri ağlayan maske olarak biliriz. Eski zamanlarda oyuncuların girdikleri karakterin ruhuna girebilmeleri adına kullanılırmış...
Günümüzde Venedik maske festivalinden sonra, yine ihtişam ve çeşitli maskeler ile eğlence amaçlı festival şeklinde kutlanılan karnaval Brezilya Rio karnavalıdır.
Brezilya'yı görmedim; ama çok merak ediyor ve görmek istiyorum.
Özellikle de karnaval zamanı gitmeyi çok isterim.
Maskelere karşı ilginiz var ise, 11-28 Şubat tarihleri arasında gerçekleşen Venedik maske karnavalına katılmanızı öneririm. Binlerce turistin ve ziyaretçinin gittiği karnaval dillere destan...
San Marco meydanı festivalin kalbinin attığı nokta. Şehrin sokakları inanılmaz gizemli. O daracık yollardan, çıkmaz sokaklardan kostümlü insanların birden bire çıkıvermesi de ayrı heyecan vericidir diye düşünüyorum.
Maske festivalinin tarihini vermişken, sinema severler için de küçük bir duyurum var.
9-19 Şubat tarihleri arasında Berlin'de "Berlinale" Berlin Uluslararası Film Festivali gerçekleşiyor.
Maskelerden film festivaline nasıl geldin Leman?
Festivaller, kutlamalar demişken en yakın zamanda olan Berlin Film Festivalini de yazmadan geçemedim.
Umarım her bir karesini özenle çektiğim maske fotoğraf arşivimin arasında dolaşırken keyif almışsınızdır. Bu kadar dikkatimi çeken, bana keyif veren bir konunun detaylarını öğrenmek benim için keyifti... Umarım o duyguyu sizlere de aktarabilmişimdir...
Venedik'te maske yapımı workshop günümün detaylarını okumak ve Venedik için maskenin ne demek olduğu hakkında detaylı bilgi edinmek isterseniz linki tıklayarak yazımı okuyabilirsiniz...
Instagram:
@leman_tatli


Konu hakkında okuduğum ilgili kaynaklar:



















15 Şubat 2017 Çarşamba

Burano Adası ve Görülmesi Gerekenler Venedik

Venedik ve huzurlu adalarını keşfe devam ediyoruz.
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki...
"İtalya gezimizin her detayını düşünmüş ve benim için harika bir organizasyon hazırlamış olan Sevgilim eşim Ufuk Tatlı'ya teşekkür ediyorum. Hayatım seninle anlamlı Ufkumsun her yerde...
Her zaman birlikte. Varlığına teşekkür ederim."
Şimdi!!!!! Eğer zamanınız var ise önce Murano adasını ziyaret ile başlayıp, daha sonra Burano adasına geçebilirsiniz. Zamanımız yok, küçük bir ada ziyaret edelim, çok yorulmayalım diyorsanız tercihiniz Burano adası olabilir.
Murano Adası hakkında daha detaylı bilgi okumak için linkte bulunan yazımı okuyabilirsiniz.

Burano Adasına nasıl gidilir?
Murano'dan Burano'ya, Venedik'ten Burano'ya LN hattı ile gidebilirsiniz. Venedik'in 11km kuzeyinde yer alıyor ve nüfusu yaklaşık 3500. Dantel işçiliği ile ün salmış. 1871 yılında Burano'da dantel okulu açılmış.
Burano Adası hakkında;
Bu ada diğerlerinden çok farklı. Kanallar boyunca renk renk, yan yana dizilmiş evler... Kendinizi küçük ve renkli bir dünyada gibi hissediyorsunuz. Masallarda geçen yerler gibi... Oyuncak gibi, çok şirin bir balıkçı adası... Çekilen her fotoğraf karesi harika görünüyor. İnsan kendini bu evler neden böyle yan yana ve renk renk diye düşünmekten alıkoyamıyor? İnanışa göre eskiden, orada oturan sarhoş balıkçılar evlerini renklere göre ayırt ederlermiş. Erkeklerin evlerini karıştırmamaları için bu şekilde boyanmış. Hatta şu anda evinin rengini değiştirmek isteyen, istediği gibi değiştiremiyor bunun için ilgili yerlerden izin alması gerekiyormuş. Bilgi ne derece doğru bilemiyorum; ama keyifli bir hikaye :))
Adada görülmesi gereken en önemli şey?
Galuppi Meydanı adanın merkezi. Merkezde küçük dantel satan dükkanlar görebilirsiniz. Renkli evlerden sonra, adayı diğerlerinden ayıran en önemli nokta ise dünyanın en güzel dantellerinin yer alması. Özellikle Dantel Müzesini (The Lace Museum/ Museo del Merlotto) gezmenizi öneririm. Her şeyin olduğu gibi, dantellerin de bir hikayesi var elbet. Buranolu bir kadının tığı ile örmeye başladığı danteller, önce Venedikli asilzadelerin tatil için gittikleri Kıbrıs'a gitmiş, orada dantel Lefkara Nakışı adını almış. Daha sonra Leonardo da Vinci Kıbrıs'ı ziyaret ettiğinde bu nakışı görmüş ve Milano Katedrali'nde kullanıp, Last Supper tablosunda da nakışın resmini çizmiş. Milano ziyaretimiz sırasında Leonardo da Vinci'nin "Last Supper" tablosunun detaylarını dinlemiş fotoğraflarını çekmiştim. Masanın üzerinde bulunan örtü danteldi. Gerçekten şimdi oturdu parçalar bende....
14.yy'da durumlar bu şekildeymiş. El emeği olduğu için fiyatlar hayli yüksek. Adada ucuza dantel buldum diye sevinmeyin; ucuz fiyatlı olanların Uzakdoğudan geldiğini unutmayın :))
Müzeye gittiğiniz zaman, el emeğini ve danteller üzerini her ayrıntıyı görebilirsiniz. Biz bu gezimizi ailecek kalabalık bir ekip olarak gerçekleştirdik. Annemler de vardı. Danteller karşısında bayıldılar. Ayrıca adaya öğle vakitlerinde gittiyseniz, öğle yemeği için taze balık iyi bir tercih olabilir. Zira ada balıkçılığı ile ün salmış.
Eğri bir kule var. Görmeyi Unutmayınız!
Burano adasında bulunan San Martino Kilisesinin çan kulesi eğri. Dikkatimizi çekti. Hemen fotoğrafladık. Çan kulesinin eğri durmasının özellikle bir sebebi var mı bilmiyorum? Onu sorgulamadım sadece fotoğraf çektim :))
Yaz mevsiminde mi gitmeli kış mevsiminde mi?
Aslında her ikisininde keyfi ayrı olur diye düşünüyorum. Şemsiyemize vuran minik minik yağmur sesleri ile kanal boyunca uzanan renkli evleri gezmek çok keyifliydi. Hava kararmaya başladıkça, adada kimse kalmadı herkes evlerine çekildi. Sanırım yaz güneşi ve kalabalık ortamı ile yazında favori adalardan birisidir burası.
Ada hakkındaki tüm detayları bu şekilde özetleyebilirim. Kanal boyunca yürüyüp, renkli evlerin güzelliklerini izler, dantel hediyeliklerinizi paketletir ve taze balıklarınızı yerken Leman demişti dersiniz...
Instagram:
@leman_tatli

14 Şubat 2017 Salı

51 Yıllık Aşk Hikayesi

Yıl 1959...
Aşk ile geçen tam 51 yıl.
Sımsıkı tuttular ellerini evet dediler sonsuza... Bir ömre beraber imza attılar...
 Bu çift benim anneannem ve dedem...
14 Şubat benim için onların hikayesidir...
Ne kırmızı güller, ne oyuncak ayıcıklar, ne balonlar, ne de kalp kutular...
Geçirilen 51 yıl!
Sevgi ile aşk ile birbirlerinin gözlerinin içine bakarak...
Bu çiftin yanında benim yıllarım geçti...
Gerçek sevginin, bağlılığın ne olduğunu onlarla anladım, öğrendim. Öyle ki, ilişkilerinde bir gün dahi sesleri birbirine yükselmezdi. Mutluluk vardı evin içinde ve huzur. Beyefendiydi benim dedem tam bir beyefendi... Varsa yoksa eşi ve çocukları... Hiç mi üzülmediler? Hiç mi hayat yükü çekmediler?
51 yıl neler yaşandı...
Hayatın her anını beraber sırtlandılar.
Benim hayatıma o kadar çok dokundular ki... Örnek aldığın çift kim diye sorduklarında ilk cevap "Anneannem ve Dedem" olur. Duygularım çok yoğun. Yazmakta güçlük çekiyorum şu an. Onları çok seviyorum.
İyi ki benim ailemsiniz. Yaşantınız, hayat enerjiniz, gülümsemeniz ve birbirinize bakışlarınız ile yıllarca bizlere örnek oldunuz.
Hep yanımdasınız biliyorum. Saçlarımı sevdiğiniz, çeşit çeşit elbiseler diktiğiniz, sıkı sıkı elimi tutuğunuz küçük torununuz, kızınızdım. Ben de büyüdüm.
Şimdi ise evimin en güzel köşesinde, her gün gözlerimin önünde bembeyaz bir çerçevedesiniz.
Hayatımın her anında yanımda olduğunuz için şükürler ediyorum.
Sizi çok ama çok seviyorum...


13 Şubat 2017 Pazartesi

Çikomania Adana Çikolata & Cafe

Herkese merhaba;
Yarın 14 Şubat "Sevgililer Günü..."
Birçok kişinin küçük ve tatlı telaşlar içerisinde olduğuna eminim.
Şimdi 14 Şubat'ı kutlasan bir türlü... Kutlamasan bir türlü :))
Söz, nişan tekliflerinden tutun da evlenme tekliflerine kadar beklenen bir gün aslında
"Sevgililer Günü..."
Özel günlerin vazgeçilmezi 14 Şubat...
Kimileri için çok değerliyken, kimileri için de "Amaaannn!! Canım kim çıkarmış bugünü? Eskiden sevgililer günü mü varmış? Bize her gün Sevgililer Günü" gibi söylemlerle de çok karşılaştığımız bir gündür. Hadi çıkalım dersin, rezervasyonsuz yer bulamazsın. Her mekan dolar, taşar... Birden bire fiyatlar iki katı oluverir.
Tüm bunlar bir yana; her ne olursa olsun.
Yarın güzel bir gün olacak.
Belki sevgiyi ifade edebilmek bir güne sığacak kadar küçük değil; ama madem varsa doya doya yaşamalı...
Bu 14 Şubat günü, ağzınızı tatlandıracak, sevdikleriniz ile paylaşabileceğiniz bir önerim var.
Açılışı 28 Ocak 2017 tarihinde (çok yeni) gerçekleşmiş olan Adana "Çikomania Çikolata & Cafe" hakkında bilgi vermek istiyorum.
Evde hazırda duran bir büyük boy bir de küçük boy iki tane kırmızı kadife kalp kutum vardı. Aldım onları, düştüm yollara. Kaliteli, taze çikolata nereden alabilir, kutularımı nerede doldurabilirim diye araştırırken, Çikomania çıktı karşıma.
Butik bir işletme. Mekan küçük ve sevimli.
Mekanın sahibi Sezin Hanım ile tanıştım. Nasıl güler yüzlü, nasıl içten...
Kendisine ilgisinden dolayı çok teşekkür ederim.
Kutularımı gösterip, nasıl doldurabiliriz hakkında fikir alırken, Leman durur mu? Durmaz... Hemen detayları öğrenmeye, sizler için not almaya başladım.
Leman'dan sorular Sezin Hanım'dan en samimi cevaplar:
Çikomania adı nereden geliyor?
Çikolata manyaklığı olarak düşünülerek açıldı... Adı buradan geliyor.
Marka 1,5 yıldır Mersin'de hizmet veriyor ve şimdi Adana için de hizmet vermeye başladık.
Burayı özel yapan nedir?
Belçika çikolatası kullanıyoruz. Çikolatalarımızın içerisinde bulunan dolgular el yapımı.
Butik pasta ve çikolata üretiyoruz. Üretim ve her şey görmüş olduğunuz bu açık mutfakta, müşterimizin gözü önünde gerçekleşiyor. Günlük üretim ev yapımı pastalar, kurabiyeler , çikolatalar yapıyoruz.
Mekanınızda, doğum günü ya da özel gün kutlamaları kabul ediyor musunuz?
Evet. Cafe olarak hizmet veriyoruz. 20 kişilik yerimiz var. Küçük gruplar ve bu tarz doğum günü etkinlik vs... kabul ediyoruz.
Workshop ve atölye çalışmaları yapmayı planlıyor musunuz?
Evet. Küçük bir mutfağımız var. 5'er kişilik gruplar halinde çikolata workshop'u veriyoruz.
Biz sohbet ederken, bir yandan kahve ve çay sunumları geldi. Özellikle tatlının yanına gelen kahve ve çay sunumlarına dikkat etmenizi belirtirim. Antika fincanlarda dumanı üstünde gelen türk kahvesi, özel olarak demlenen bitki çayı ve hibiskuslu özel içecek. Hepsi harikaydı.
       
Sezin Hanım, içerisinde katkı maddesi olmadan hibiskuslu çikolataya da çok yakında başlıyoruz dedi. Onu deneyemedim; ama söz verdim. Bir gün hibiskus için özel olarak gideceğim. Sohbet, sunumlar derken çikolatalı kolonya ikram ettiler. Çikomania'nın gönlümü fethetmesi çok kısa sürdü. Zaten Leman için sunumları görmek yeterli :))
   
Ayrıca, aşağıda bulunan fotoğrafta görmüş olduğunuz hibiskuslu şişelerin lezzeti çok güzel. Bu içecek minik bardakların içerisinde, Türk kahvesinin yanında özel sunumu ile birlikte geldi. Diğer yandan narlı çikolatanın lezzetine bayıldım, çok tazeydi. Çikolatanın içindeki nar suyunun boğazınızdan geçişini hissedebiliyorsunuz. Aslında narlı çikolatayı ilk kez gördüm.
Denedim. Tavsiye ederim. Kurabiyeler de ayrı lezzetliydi.
Kurabiyeler tereyağ kullanılarak yapılıyormuş. Gerçekten çok lezzetli ve tazelerdi.
Ağızda dağılan cinsten yani...
     
Bol tatlı bir günün ardından. Kırmızı kadife kutum sevgililer günümüz için çoktan hazırdı bile... Sezin Hanım kutunun içini çeşitli turuflar ile doldurdu. Sadece bir gün değil, hayatımızın her günü çok değerli. Sevdikleriniz yanınızdayken onlara sıkı sıkı sarılın.
   
Ayrıca mekanın poşetleri de hoşuma gitti. Her detay ince ince düşünülmüş. Ellerinize sağlık.
Çikomania ekibine bu güzel gün için teşekkür ediyorum. Diğer bir teşekkür ise, "Museprojectphotography" ekibine ve Muteber Hanım'a... Günün kareleri Muteber Hanım'ın objektifinden. Yaptığı başarılı çalışma ve çekimleri instagram hesabından takip edebilirsiniz.
Ellerinize sağlık.
Adres:
Kurtuluş mah. 64019 sk. 50. Yıl Apt. Zemin kat no:21
Adana
Telefon:
05326206475
Instagram:
@cikomaniaadana
@museprojectphotography
@leman_tatli