15 Ekim 2017 Pazar

Yönetmen Zafer Özgentürk ile Sanat ve Hayatı Üzerine Röportaj


Geçtiğimiz günlerde yönetmen Zafer Özgentürk ile çok keyifli bir sohbet ve röportaj gerçekleştirdim. Kendisi ve yaptıkları hakkında daha detaylı bilgiler öğrendim. Bu güzel sohbet için kendisine çok teşekkür ediyorum. İşte detaylar sizlerle.

Blogger Leman Tatlı’dan sorular Zafer Özgentürk’ten yanıtlar. 

Zafer Özgentürk Kimdir? Bize kendinizden kısaca bahseder misiniz?

Emekçi bir ailenin çocuğuyum. Babam ayakkabı tamircisi annem ev emekçisi bir kadındır… Ailemin 7. çocuğuyum. İki kadın beş erkek çocuk var evde. Onların en küçüğüyüm. Okula gittim ama onun dışında okul aralarında işçi olarak ben de çalıştım. Çünkü ailede böyle bir kültür vardı. Bu yüzden hepimiz gibi ben de çalıştım. Küçük yaşta çalışmak normal bir algıydı. Çalıştık.  Bunun çok önemli katkısını gördüm. Bunun faydasını göreceğimi bilmezdim tabi. O zamanlar bu duruma üzülüyordum gerçekten. Örneğin bir okul inşaatında çalışmıştım. Kendime üzülüyordum. Benim okulda olmam gerekirken ben burada neden çalışıyorum demiştim. Hâlbuki oralarda çalışmak yıllar sonra çok önemli bir deneyim olarak bana döndü. Saha da olmak insana büyük katkı sunuyor, çeşitli deneyimler ediniyorsunuz. Sahada soluk alabiliyorum. Bu yüzden sosyal sorumluluk projeleri yapıyorum çünkü sokaktan geliyorum ben. 

Sanat sizce nedir? Sanat size neyi ifade eder?
Sanat evrimi tetikleyen dinamodur. Sanat yaşam kaynağıdır. Kimse bilmese de ya da günümüzde değeri görülmese de sanat yol açıcısıdır çağdaş dünyanın. Bir bakın tarihe, müzik nasıl insanın ruhunu besleyip tedavilerde kullanılıyor. Sanat sadece insanı eğlendiren bir şey değil insan eğitiminde kullanılabilen ve daha da birçok yönde görsel, bilimsel ve müzikal açıdan da kullanılır.
Ben sanatla derdimi anlatıyorum. İnsanların eşit olması gerektiği teorisi ile gençlik dönemimde ilk eylem olarak annemle bulaşık yıkamaya başladım. Örneğin ev işlerinin ortak olması gerekiyordu ve bir yerden başlamak lazımdı ve oradan başladım. Aile arasında bu durum dalga konusu olsa da bunu yaptım. Annem tarihtir. 1932 doğumlu. Tanısanız çok seversiniz… Tabii her anne gibi o da insanüstü benim için…
Sevgili Usta Neşet Ertaşı’ın şu cümlesi gelir aklıma hep; “kadınlar insan biz insanoğluyuz…”
Sanatı daha çok beslendiğim kaynaklar üzerinden bahsedecek olursam benim fenerim olmuş bir sözden bahsetmek istiyorum. Şair Vlademir Mayakovski şunu söylemiştir:
“Sanat hayata tutunan ayna değil onu biçimlendiren çekiçtir.” Benim için de öyledir biçimlendiriyorum.

Gişe filmi ve sanat filmi ayrımını nasıl karşılıyorsunuz?
Bana göre hepsi yapılabilir fakat toplumun etik değerleri vardır.  Gişe filmi yapacağım diye kadını aşağılayan bir film tasvip etmem; ama ana akım filmler var neden olmasın.
Yavuz Turgul, Çağan Irmak, Cem Yılmaz gibi adını sayamadığım ana akım sinema filmlerini severek izliyoruz neden olmasın? Her film mutlaka bir mesaj verecek kısmında değilim. fakat insan yaşamına dokunan öyküleri seviyorum. İzlerken eğlenmeliyiz de kaygılarımıza rağmen. İnsanız bizi mutlu edecek şeylerle ilgileniyoruz. 

Demirkuş’un en uzun soluklu projesi olan Süveydiye’nin Çiçekleri bir arada yaşama atölyesi olarak yola devam ediyor ve izleyicileri kendilerine sorgulamaya teşvik ediyor. Bu konuda ödülleriniz var. Fikir nasıl çıktı? Proje size neler kazandır ve ne kadar sürdü?
Bu atölye akıp giden bir “şey” hayat gibi. Nasıl ortaya çıktı? Aslında acı bir şey…
Türkiye coğrafyası içerisinde farklı etnik kökenli insanlar var ve bu kültürler içerisinde gerici bir çok noktaya rastladım. Tanımadığı insanı toplumunu birbirini karalayanları gördüm. Öte yandan bir masada birbirini çok iyi tanıyan ve farklı kültürlere sahip insanlar vardı.
Tanımayanlar birbirlerini çabucak karalıyor ve ben de bunlara üzülerek şahit oldum. Ben de Adanalıyım birileri nasıl başka bir kentli ise ve Adana’nın yerlisi olan bir çocuğum. Bu kültürel çatışma ve eğilimler nedir diye araştırmaya koyuldum. Konuyu kişisel olarak incelemeye başladım.
Bunun adı bilimsel olarak “Etnosentrizm’imiş.” Her toplumun kendini diğer toplumdan üstün görme hastalığıdır. Toplumsal sosyolojik bir problem… Ben yarına kalan işler yapmak istiyorum. halkların bir arada kültürel çatışmanın olmadığı ve gerçek bir halkın kardeşliği, sevgililiği durumunun yaşandığı bir dünya özlemiyle yaşıyor, çalışıyorum…

“Süveydiye’nin Çiçekleri”  proje ismi nasıl ortaya çıktı?
Ben önce düşüncelerimi içeren bir sayfalık bir makale hazırladım bu makale etnosentrizmin halk kültürü üzerindeki nüvelerini içeriyordu. Onları çoğaltıp sırtıma kameramı alıp gezmeye başladım. İnsanlara veriyordum makaleyi ve üzerine benimle konuşup tartışmak ister misiniz diyordum? Kabul edenlerin kamera ile kayıtlarını alıp topluyordum. Sonunda da bunu belgesel filme dönüştürmek istiyordum; ama öncesinde hedefim bu konuşmaları belgelemekti. Çünkü herkesin yaşadığı çok farklı deneyimler vardı. Sohbet ettiğim kişiler arasından Antakya’da Musa Dağında oturan emekli Ermeni bir eczacının  şu betimlemesi olmuştu; “Biz burada yaşıyoruz. Süveydiye’de herkes bir birini tanıyor nasıl bir kır’a ya da ovaya baktığınızda farklı farklı renkli çiçekler bir arada ise bizde burada öyleyiz” dedi. Süveydiye Çiçekler Orada adını buldu.
“ Süveydiyenin Çiçekleri Olsun” dedim kendime. Masada biten bir iş değil. Saha da devam eden bir iş oldu. Proje hala devam ediyor.  Hala ses kaydı alıyoruz Süveydiye’nin çiçekleri bir DVD olarak çıkacak; ama ayrıca bir kitap projesi olarak bir yandan oluşuyor.
Hikayelerin toplanması normalde iki aşamadan oluştu. Sekiz ay kadar dağ köylerinde gezdim. Uzun sürüyor. Bir buçuk yıllık çalışma sonucu proje çıktı. Toplamda 38 kişi ile net görüştüğümü hatırlıyorum.

Demir Kuş nedir? İsmini nereden aldı ve nasıl ortaya çıktı?
“DemirKuş” benim küçükken babama taktığım lakaptır. Babam bir çekiç ile yaptığı ayakkabılar ile yedi tane çocuğu yetiştirmişti. minyon bir adamdı. Bir çocuk için güçlü olan nedir? Bir çocuk gözü ile örneğin demirdir... Oradan imgelemişim sanırım sen bizim demir kuşumuzsun derdim. Demirkuş derneği de adını benim babama seslenişimden almıştır. Demirkuş kışın kıyafet kampanyası başlattı. Yaklaşık 670 aileye giyim desteği verdi. Hiçbir şeyi ekip arkadaşlarım olmadan yapmadım. Her şeyi dostlarımla birlikte yaptık. Emekleri çok büyük bunu özellikle belirtmeyi önemli görüyorum.

En büyük hayaliniz nedir?
En büyük bir tane hayalim yok. Hepsini seviyorum. Hayallerim benim çocuklarım gibi. Gençlik dönemimde tiyatro ile başladım. Tiyatronun sahne arkasını reji kısmını sevdim. Sonra müzik ile ilgilendim. Paralelinde hobi olarak fotoğraf çekiyordum. Görselin gücü ve insanların üzerindeki etkisinin çok büyük olduğunu fark ettim. Fotoğrafın farkındalığı arttırdığını düşünüyorum. Fotoğraf ile başlayan serüveni kısa film ile devam ettirdim. 2006’da başladı kısa film serüvenim. Geldiğim yerleri, gördüğüm hikayeleri ve hayalleri sinema tekniği ile birleştirip görünür kılmaya çalışıyorum.

Çalışmalarınız süresince umutsuzluğa kapıldığınız oldu mu? Bu süreçte yanınızda kimler oldu?
Süveydiye’nin Çiçeklerinde o kadar sorun ile karşılaştık ki… Olmaz dedik. Garip şeylerle karşılaştık. bu nedenle de uzun sürdü zaten. Öğreniyoruz tabi… Hep eksiğiz çünkü. Hayatta hep kendimizi tamamlayarak ilerliyoruz. Bu süreçte dostlarım hep yanımdaydı. En zor zamanlarınızda birden bire etrafınıza kahramanlar çıkıyor ve herkes işin bir yerinden tutuyor. Süveydiye'nin Çiçekleri böyle çıktı ortaya. yaklaşık otuz yerde gösterim yaptı ve özellikle üniversitelerden çok talep geldi. Bir projenin içindeyken ne yaptığınızı ve işin kıymetini göremiyorsunuz. Çünkü içindesiniz. O kadar içindesiniz ki… Göremiyorsunuz; ama dışardan gelen talepler ve reaksiyonlar ile iyi bir şey yaptığınızı anlıyorsunuz. Şimdiden üç arkadaş tez çalışması yaptı… Dostlarım olmasaydı olmazdı. İyi ki varlar.

Son zamanlarda okuduğunuz, takipçilerimiz ve okurlarımız için önereceğiniz kitaplar nelerdir?
Benden Selam Söyleyin Anadoluya (Dido Sotiriyu)
Yaşam Yolu (Anton S. Makarenko) 
Bozkırda Bir Geceyarısı (Ercan Kesal)
Peri Gazozu (Ercan Kesal)
Ateşi Çalmak (Galina Serebryakova)